Bugün 15 Şubat 2026 Pazar. Sanki günlerdir bir mengenede kısılı kalmış gibi hissediyorum. Şimdi o okusa bu yazdıklarımı belki yeter artık Melih! derdi bana. Umarım demez. Aşamıyorum bazı düşüncelerimi. Bir yerlerde paylaşsam ya gülecekler ya da o görüp iyice soğuyacak benden. Dedim ki kendi kendime en iyisi susmak. Ama sustukça daha da büyüdü içimdeki tortu. Gerçi benim acemiliğim diyebilirim bu duruma. İnsan birisini gerçekten çok sevince ki en iyi başardığım şeydir korkuları ve endişeleri yön değiştirebiliyormuş. Doğru olmadığını çok iyi bilmeme rağmen ben endişemin büyük kaynağı çok kısa bir zaman önce arkadaşlığından bile mahrum kaldığım ki %100 kendi hatam olduğunu biliyorum, o çok sevdiğim, hayallerimin her anına dahil ettiğim kişi ile ilgili. Ruhunun derinliklerinde sürekli kanayan bir yerler olduğunu biliyorum çünkü aynı yaralardan bende de var. Bu cümlem yanlış anlaşılmasın onun yaralarını kesinlikle küçümsemiyorum. Ama bu satırları yazarken bile bedenimi ona geç kalmış olmanın endişesi sarıyor. Kalabalıklar içerisinde ve açık alanda nefes alamadım bugün. İmkânım olsaydı bana kızacağını bile bile yanına giderdim. Derdim ki ona ben seni dinlemeye geldim. Belki işe yaramazdı ama yine de giderdim. Şimdi yersiz bir öfke yer edindi ruhumda kendine. Kimseye tahammülüm kalmamış gibi hissediyorum. Ailem bile boş verdi tabiri caiz ise beni. Aslında aramız çok iyi ailem ile ama… Her neyse. Şimdi günde bilmem kaç kez profilini ziyaret ediyorum onun. Her sabah kontrol ediyorum telefonumu acaba mesaj göndermiş mi diye. Ve kabullenemiyorum bir gün başka birisini sevebilecek olmasını. Açıkça konuşmak gerekirse bu hâlimi ben de beğenmiyorum ama geçmiyor bir türlü. Ne zaman unutmaya çalışsam onu bir gülen çocuk, bir esen rüzgâr yetiyor. Sorsanız unutmakta istemiyorum onu. Bugün bir yazı okudum sosyal medyada. Güçlü görünün diyordu kadınlar güçlü görünen erkeklerden hoşlanır ayrıca birisini tekrar kazanmak istiyorsanız ona muhtaç olduğunuzu hissettirmemelisiniz. Hissettirmeyelim eyvallah. Ama her ne olursa olsun hiç kimseyi istemediği bir şeye zorlayamam. Beni onun yaralanmış kalbi ile ıslah etti Allah. Bunu inkâr etmiyorum. Ama onu kaybetmiş olmayı kabullenemiyorum. Çok zor günler geçirdim ve bu zorluklar ister istemez hatalar yapmama neden oldu. Kabul ediyorum hatalarımı ama yetmiyor bu kabulleniş. Bir yalnızlık yumruk gibi gelip oturuyor yüreğime. Göğsüm sıkışıyor, nefes alamıyorum ve yine onun için endişelenmeye başlıyorum. Hâlâ dualar ediyorum onun için, onunla mutlu olabilmek için ama korkuyorum ya kabul olmazsa diye. Şimdi dünyanın en güzel kızını başka birisi mi sevecek? Diye soruyorum kendime. Hiç kimsenin beni anlamak istemediği bu günlerde, ki arkadaşım Gülçin hanımı bu cümleden münezzeh tutuyorum, artık ben de kendimi anlayamıyorum. Keşke imkânım olsa da soluğu onun yanında alabilsem. Sorsanız güçlüyüm, insanlarla sohbet ediyorum, tabu oynuyorum arkadaşlarım ile onlara farklı kelimeler anlatmaya çalışırken kendime hep aynı şeyi anlatmaya çalışıyorum; belki affeder beni ve yeniden arkadaş olabiliriz onunla. Ama bir söz verdim ben ona, artık seni rahatsız etmeyeceğim dedim. Şimdi tek umudum ona ulaşabileceğim birçok kanaldan beni engellememiş olması. Belki diyorum bir gün o da beni sever, tutarım elinden, niyet ederim yaralarını sarmaya…
Aslında endişemin kaynağı onun canını yakmaları, mutlu olamaması değil sadece. Ben bir dua da bulunmuştum yakın bir zaman önce. Allah’ım dedim bana yakın olmamasına da razıyım ama yeter ki sana hep yakın olsun. Onun elini hiç bırakma. Şimdi bu aramıza giren mesafeyi bu duanın tecellisi olarak kabul ediyorum ama keşke bana da yakın olsa deseydim…
Şimdi sadece yaşamaya çalışıyorum, biraz yemek, biraz su, biraz ders... Bir gün bana geri döner umuduyla yaşamaya çalışıyorum. Bir gün ellerinin fotoğrafını atmıştı bana, pütür pütür olmuş ellerinin. Şimdi o minicik ellerini ben bırak tutmayı bir daha hiç göremeyecek miyim? Gülünce bana ilaç gibi gelen gözlerini, göz altlarındaki hafif şişlikleri, gülümseyince dudağının kenarında beliren gamzesini hiç göremeyecek miyim?
Yine de canı sağ olsun. Bu endişelerim de elbet bir gün biter ama onu unutmak istemiyorum. Ona kızgın, kırgın veya öfkeli değilim. Sevmemiş beni, zorlayamam ya. Ama bir gün o da sever mi beni umuduyla muhtemelen ölene kadar yaşayacağım…
İnşallah o hayallerini kurduğum yuva bana onunla nasip olur…
Benden onu sevdiğim için, benim hikâyemin bir parçası olduğu için özür dilemeleri hiç hatırımdan çıkmıyor. Şimdi belki de birisini çok seviyor. Ve ben bu ihtimali aklıma getirmeye bile çok korkuyorum.
Ben ona bir söz verdim ve yakında bu sözümün onun tarafından parçalanmasını umut ediyorum.
Allah'a emanet olsun. Allah onun ruhuna, bedenine, kalbine ve canına kalkan olsun. Onu hiç yalnız bırakmasın. Benim yalnızlığımı da onunla gidersin.
Yorumlar