Tarihte bazı sorular vardır; cevabını bilsek de sormaya devam ederiz. “Demir dağ eridi mi?” sorusu da onlardan biridir. Çünkü bu soru bir dağın değil, bir milletin hâlini yoklar.
Ergenekon Destanı’nda Türkler, dört bir yandan kuşatıldıkları bir vadide sıkışıp kalır. Çıkış yoktur, umut azalmıştır. Ama teslimiyet yoktur. Çareyi demiri eritmekte bulurlar. Ateş yakılır, körükler çalışır ve dağ yarılır. Türk, yeniden bozkıra çıkar. Bu anlatı bir efsane değil, bir karakter tarifidir.
Demir dağ aslında her dönemde karşımıza çıkar. Bazen işsizlik olur, bazen geçim derdi. Bazen kültür erozyonu, bazen adalet duygusunun zedelenmesi. Bugün de soruluyorsa “Demir dağ eridi mi?” diye, demek ki yine bir sıkışmışlık hissi vardır.
Evet, geçmişte demir dağ eridi. Çünkü irade vardı, birlik vardı, istikamet belliydi. Ama eriyen dağ, bir daha asla karşıya çıkmayacak sanıldıysa, asıl yanılgı da buradadır. Milletlerin önüne çıkan dağlar bitmez; mesele, ateşi söndürmemektir.
Demir dağı eriten ateş; ne öfke ne hamasettir. O ateş; akıl, emek ve adalettir. Körük; sabırdır. Çekiç ise sorumluluk almaktır. Bunlar varsa dağ erir, yoksa en küçük tepe bile aşılmaz olur.
Bugün soruyu yeniden sormalıyız ama cevabı geçmişte aramamalıyız.
Demir dağ eridi mi?
Eriyen dağ değil, biz miyiz; asıl mesele budur.
Yorumlar