İçerik Resmi

Eksik başlayan hayat.


favorite 0 visibility 12 bookmark 0


   Soğuk bir kış sabahıydı. Henüz altı yaşındaydı ama dünya ona çoktan ağır gelmeye başlamıştı. Annesinin elini sıkı sıkı tutuyordu; sanki bırakırsa yok olacakmış gibi. Elindeki küçük naylon poşette birkaç parça kıyafet vardı. Poşet annesinden çok daha sessizdi, ama gerçeği daha dürüstçe söylüyordu.
   Yurdun kapısı büyük, duvarları yüksekti. İçeri girerken çocuğun ayakkabıları yerde yankılandı. Bu yankı, annesinin adımlarını bastıramadı. Kadın görevliye kısa cümlelerle bir şeyler anlattı. “Bakamayacağım… mecburum…” dedi. Mecburiyet, çocuğun bilmediği ama adını o gün ezberlediği bir kelime oldu.
   Annesi eğilip saçlarını okşadı. O an çocuk, bu dokunuşun son dokunuş olduğunu anlamadı. “Akıllı ol,” dedi kadın. Başka bir şey demedi. Kapı kapandı. Çocuk, annesinin arkasından seslenmedi. Çünkü anneler giderken dönüp bakarlar sanıyordu.
   Yurtta günler birbirine benzedi. Sabah düdük sesi, akşam sayımı, aynı renk yataklar… En çok geceler zordu. Her çocuk kendi annesinin yokluğunu başka bir yerinden taşıyordu. O ise yastığının altına hayali bir el saklıyordu; belki annesi gece gelip elini tutardı diye.
   Yıllar geçti. Çocuk büyüdü, kelimeleri öğrendi, susmayı da. Annesinin yüzü hafızasında silikleşti ama terk edilmenin izi keskin kaldı. Ne zaman biri “yarın” dese, içinde bir korku uyanıyordu. Çünkü onun hayatında yarınlar hep eksik başlamıştı.
   On sekizine geldiğinde yurttan ayrıldı. Elinde yine bir poşet vardı. Bu kez naylon değil, umut doluydu ama yine hafifti. Hayat ona kimseye fazla güvenmemeyi öğretmişti. Yine de bir şeyi iyi biliyordu: Kimseyi yarı yolda bırakmayacaktı. Çünkü en ağır yük, geride kalanın omzuna binen yüktü.
   Bir gün bir çocuğun başını okşadı. Küçük bir çocuktu, gözleri kendisininki gibiydi. Elini tutunca çocuk gülümsedi. O an içinden annesine kızmadı. Sadece şunu düşündü: “Bazıları anne olur, bazıları anne olmayı öğrenir.”
   Ve ilk kez, terk edilmiş bir çocuk olmaktan çıkıp, tutunmayı bilen bir insan olduğunu hissetti.
  Yıllar sonra, bir akşamüstü bir devlet dairesinin soğuk koridorunda otururken geldi haber. Eski kayıtlar taranıyordu; isteyenler biyolojik ailelerine dair bilgi alabiliyordu. Önüne uzatılan dosya inceydi. İncelik, bazen eksikliktir. Parmakları titredi ama dosyayı açtı. Bir isim, bir adres, birkaç satır… Hepsi bu.
Günlerce o adresin önünden geçti. Kapının rengi değişmişti belki, ama eşik aynı eşiğe benziyordu: Girersen bir şey bitecek, girmezsen bir şey hiç başlamayacaktı. Sonunda kapıyı çaldı....

devam edecek

Önerilen Yazılar

Article Image

Kalbimin Kalemi...


favorite 1 visibility 7 bookmark
Article Image

kaybetme sanatı felsefesi


favorite 1 visibility 3 bookmark
Article Image

Ölmeye Vakti Olmayan Bir Adam


favorite 2 visibility 10 bookmark
Article Image

Sipariş Edilmiş Hayat- Bir Varoluş Sorunsalı


favorite 0 visibility 3 bookmark

Yorumlar